YAĞMACILIK VE YAĞMACI KÜLTÜR! « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

7 Haziran 2021 - 15:13

YAĞMACILIK VE YAĞMACI KÜLTÜR!

YAĞMACILIK VE YAĞMACI KÜLTÜR!
Son Güncelleme :

02 Kasım 2020 - 12:44

Çekirgeler ve arılar, yağmacıdır.
Çekirgeler en yağmacı canlılardır.
Yeşil olan ne varsa topluca saldırır.

Yağmacılık, arıların da huylarındandır.
Kendilerine ait olmayan kovanlara veya
bal kaynaklarına topluca saldırırlar.
Bu saldırıyı, balözü ve çiçek tozunun azaldığı durumlarda yaparlar.
Güçlü kovanlar zayıflara saldırarak,
onların ballarını yağmalarlar.
Yağma sırasında ortalık tam bir savaş alanına döner, yüzlerce arı da telef olur.

Arıların ve çekirgelerin yağmacılığına bakıp da aldanmamalı.
Onlar arı veya çekirge.
Yaşam döngüsü onlar için öyle sürmekte ve bu kaçınılmaz.
Onların aklı da yok, duyguları da.
Vicdanları da yok, iradeleri yok.
Onların uygarlıkları yok.
Akıl da duygu da sadece insanda.
Vicdan ve irade de insanda.
Uygarlık da öyle.
Bu, şimdilik böyle bilinmekte!

Yağmacı insan, yağmacı toplum, yağmacı kültür kavramları ise bilinir.
Bilinir de kimseler de üstüne alınmaz elbet.
Fakat yine de bir “yağmacılıktır” gider.
Birileri, hep bir şeyleri yağmalamaya devam eder.

Hem bireyler ve hem de toplum olarak öyle bir noktaya gelmiş ki yağmacı eğilim; yağmacı tutum ve yağmacı davranış, her noktada kendini çok açıkça göstermekte.
Selin yıkımlarına yol açan, yağmacılık.
Ormanları yakan yağmacılık.
Binaları mezar eden, yağmacılık.
Arsızca ve de hayasızca, kamu alanlarına konan, kıyılarımızı kapatan da…
Öyle münferit filan da değil; en kitleselinden bir “yağmacılık!”
Her an, her yerde, her durumda ve her alanda,
yedi gün yirmi dört saat, dört mevsim üzerinden yağmacılık sürüp gitmekte!
Dur durak bilmeden ve sınır tanımadan.
Ne anayasa, ne yasa, ne hukuk, ne kural.
Her şey yerle bir, yağmacılık karşısında.
Her şey teslim, yağmacılık karşısında.
Ne ahlak, ne vicdan, ne de insanlık.
Ne din bilmekte, ne diyanet?
Hele hele de “siyaset!”
Özellikle de “hakim siyaset!”

Kamu arazileri, caddeler, sokaklar,
meydanlar, kıyılar, deniz, kum, su…
Dereler, göller, denizler, ormanlar;
madenler, köyler, kentler…
HES’ler, RES’ler, ihaleler…
Yollar, köprüler, hastaneler…
İmar, arsa, inşaat, rant vb daha neler neler!…
İmara açma, kat arttırma, kat çıkarma!…
Ne mevzuat, ne kural tanımakta.
Her yer, her şey yağmalanmakta.
Bunun için de sanki her yol geçerli.
En kötüsü de denetim yok.
Daha kötüsü ise hesap sorma yok.
Hesap sorma mekanizması yok.
Olan da işlemiyor, işletilmiyor.

Öyle bir hal almış ki,
siyaset özellikle de
“geleneksel hakim siyaset” sanki sadece bunun için
yapılır hale gelmiş.
Kamu görevi bunun için.
Yardım etmek bunun için.
Merhamet bunun için.
Hemen her iyi şey, yağmacılık adına istismar edilebilir noktaya gelmiş.
Hani, ünlü şair Fuzuli’nin devlet
dairelerindeki kokuşmuşluğu
anlatabilmek için yazdığı gibi:
“Selam verdim, rüşvet değildir
diye almadılar.”

Yolu düşenler görür, bilir.
Kıyılarda bir otelin bir işletmenin veya
bir kafenin önüne denk düşen kumsalda,
üzerinde; “Otel müşterilerine aittir, başkası giremez” tabelaları dikilidir!
İnsanı isyan ettirir, insanı delirtir!
Bunlara izin verip göz yuman, bu ve benzeri
manzaraları gören, bilen, fark eden ilgili her
kamu görevlisinden, sıradan yurttaşlara kadar herkesin sorumluluğu vardır.
Hem yasal, hem vicdani ve hem de insani sorumluluktur bu.

Kesin bir gerçek ve gerçekliktir ki; her ne olursa olsun; her nerede olursa olsun; büyük, küçük her türden yağmacılığın arkasında mutlaka siyaset ve mutlaka siyasetçi vardır.
Olmadan, olanaksızdır.
Öncekilerin ve sonrakilerin de; Marmara depreminin ve en sonuncusu İzmir depreminin de ölümlerinin gerisinde yine “hakim siyaset” ve siyasetçinin varlığı kaçınılmazdır.

“Yağmacılık” ne yazık ki artık hem kişisel
hem de toplumsal bir tutum, bir davranış.
Hem kişisel hem toplumsal bir hastalık!
En kötüsü de yerleşik ve yaygın bir “kültür.” halinde.
Habis bir ur gibi, metastaz yapmış bünyede!
Son 40, özellikle de son 20 yılda yağmacılık sosyal, siyasal, ekonomik ve de kültürel olarak bir “model” olarak zirvede!
Her şeyi belirlemekte.

O halde ülkede, devlette ve toplumda, asıl ve öncelikle bertaraf edilmesi gereken, işte bu “yağma(cı) kültürü”dür.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.