URLA BURLA BİZİM OLUP DURU BİLİYON MU ?. « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

9 Nisan 2021 - 05:55

URLA BURLA BİZİM OLUP DURU BİLİYON MU ?.

URLA BURLA BİZİM OLUP DURU BİLİYON MU ?.
Son Güncelleme :

09 Nisan 2020 - 18:28

KoronoVirüs kapancası sürüp gidiyor. Bugün eve kapanışımızın 17. günü. Ben tam tamına 17 gündür toprağa basmadım. Sahile doğru yürüyemedim. Şefliğini yaptığım ,”Edremitliler Türk Halk Müziği ” koromuz ile üçüncü haftaya girdik, birlikte toplanıp çalışamıyoruz. İyi ki bu görüntülü telefonlar var da çok güzel olmasa da , çalışmalarımızı telefon – konferans ile sürdürüyoruz.  Gayet de neşeli gidiyor çalışmalarımız. Koro arkadaşlarım çok gayretteler. Koronolu – karantina günlerinde türkülerimizi çalıp çığırıyoruz. En hızlısından  buradan çalışıyoruz, konserimize hazırlanıyoruz. Körfezimize salgın gelmesin diye duacıyız, ama salgın halinde İstanbul buraya akıyor. Oturun oturduğunuz yerde. Ama , yok illaki İtalya gibi yapıp virüslerini yayacaklar. Bugün Balıkesir’e giriş çıkışlar yasaklandı. 20 yaşından küçükler , 65 yaşından büyükler sokağa çıkamayacaklar. Bu kararlar keşke daha önce alınsaydı. Şimdi daha çok tedirginim. 56 ilimizde can kaybımız var. 484 hasta iyileşti. Sağlık Bakanı açıkladı  501 hastamızı kaybettik. İstanbul’da  7 bini aşan vakamız var.Yazımı kaleme alırken o gün 76  kişi yaşamını yitirmiş. İstanbul vefat eden hasta sayısında birinci sırada yer alıyor. Toplamda 20 bin 921  hastamız var. Sosyal yaşamda kurallara uymayanlar çoğunlukta.

Fethiyeli gençler doğum günü partisi düzenliyorlar sokakta , bir de dansöz oynatıyorlar iyi mi ? Yurdum insanı diyoruz ya. İşte o nedenle başka bir yerde yaşamak istemem. Türkiyem. Bize bu toprağı binlerce yıl önce yurt yapan atalarımız, aziz şehitlerimiz. Atatürk’üm. İyi ki bu toprağın evladıyım. Toprağıma kurban olurum.
Evde mecburi koronovirüs nöbetindeyken , eski notlarımı kurcalıyorum yine. Çok acil , ya da yazılsa iyi olur, yazılmasa da olur diye sınıflandırmıştım. Yıllar öncesinin notları bunlar.  Elim erdikçe yazıyorum. Ben tembel teneke bir yazarım. Benim için şöyle bir bilgisayar icat edilse, ne iyi olur. Ben düşüneyim , o şakır şakır yazsın. Belki ileride icat olur. Ama benim dileğim hemen olsun. O zaman çok yazarım, çookkk.
***
İstanbul Behçet Kemal Çağlar ilkokulundaki görevim bitince asıl kadromun olduğu Beşiktaş / Balmumcu 100. Yıl Atatürk İlköğretim Okulu’na , yani asıl  kadromun olduğu  okuluma dönüyorum.
Bu arada , Sıkıyönetimin ardından uçan kuşun sol kanadı bile yoluk yoluk yolunuyor.
Biz öğretmenlerin hayatını burnundan getirmeden olur mu ? Omazzz..Omaz !..
Bizlerden boykota katılan tüm öğretmenler, mahkemeye verildik.
İlk duruşmamız, Selimiye Kışlasındaki Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde başladı.
Kimlik tespitlerimiz yapıldı. Açığa alınan arkadaşlarımızın durumları bizleri üzüyor. Neye göre açığa alındıklarını bile önceleri bilmiyoruz. Sonradan öğreniyoruz. Bizler 1402 likleriz. Öğrenim özgürlüğünü engellemekten yargılanıyoruz.  Kimimiz açıkta , kimimiz görevde yargılanıyoruz. Sanki okullarımızı yakıp yıkmışız gibi , bize düşman gözüyle bakanların o tuhaf duruşlarını yadırgıyorum.
– Hee siz Maraşçısınız, , suçunuz böyyük !..
Maraş’ı kan gölüne döndürenlerin hiç suçu yok mu ?
Masum bebeleri, dedeleri ve ebeleri katledenler masum mu ?
100 cana kıyan ticanileri ben beslemedim !..
Asıl besleyenler suçlu !..
Mahkemeye gittiğimizde tuvaletler sıkıntı yaratıyor. Hepsi erkek tuvaleti. Görevli arkadaşa söylüyoruz. Bir çözüm buluncaya kadar canımız çıkıyor. Açığa alınan arkadaşlarımız,maaşlarının yarıdan biraz fazlasını alacaklar. Ders ücreti de yok. Maaşlarımız zaten kuş gibi. Bu arkadaşlarımıza üzülmekten başka ne yapabilirizi düşünüyoruz.
Dayanışma Derneği kuralım diyoruz , curcuna başlıyor.  Türkiye Öğretmenler Birliği(TÖB-DER)  öğretmenlere yardımcı olsun diye çözüm arıyoruz.  Sıkıntı göründüğünden daha derin.
Mahkemelerimiz sürecek.
İdari cezaları aldık.
Maaş kesimi , belini büküyor.  Tek maaşlı  , eşi çalışmayan  arkadaşlarımızın sıkıntıları her geçen gün artarak sürüyor.
1402 likler olarak gazete sayfalarında boy gösteriyoruz.
***
Beşiktaş / Balmumcu 100. Yıl Atatürk İlköğretim Okulunda bu kez sınıfım var. Ama , eşimin tayini Diyarbakır’a çıkıyor. Eş durumundan öğretmen atamaları için dilekçe veriyorum. Bekliyorum artık atanmam yapılsın diye. Eşim gidiyor, ben çocuklarımla İstanbul’da kalıyorum. Okulum muhteşem. Ama aile olarak yine bir sıkıntılı durum yaşıyoruz. Bir türlü atamam olmuyor. Dilekçe yazıyor müdürüm. Öğretmenimizin eş durumundan atanması neden yapılmadı diye. Dilekçeye yanıt beklerken 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının hazırlıkları sürüyor. Milli Eğitim Bakanlığından  aylar sonra bir yanıt geliyor.
” Eş durumundan atama isteyen öğretmeninizin böyle bir dilekçesi yoktur. “
Müdür bey ile şaşkınlıktan dilimiz tutuluyor sanki.
– Evrakları ben tamamladım , müdürümüz onayladı. Resmi kanaldan bakanlığa gönderildi. Nerde kayboldu kocaman dilekçem , eşimin görev emri evrakları . Eş durumu tayin istemede o zamanlar önüne gelene imzalar attırılır, sarı zarfın içine evlilik cüzdanı fotokopisi bile konurdu. E hepsi tamamdı. Nolmuştu benim dilekçeme.  Şansımı öpiyim.
Yeniden tayin evrakları hazırlıyorum. Her şey tamam . Bu arada Şubat tatili gelip çatıyor. Tatil dönüşü atamamı beklerken arafta gibiyim. Tatil bitince eşyalarımızı yavaş yavaş  toplamaya başlıyorum. Nihayet Diyarbakır’a eşyalarımız gidiyor. Lojman yok. Sivil evde oturacağız. Atatürk Stadyumunun karşısında bir ev tutuyor eşim. Balkondan stadyumun içi kabak gibi görünüyor. Diyarbakırspor 1. Ligde oynuyor o yıl ( 1982 ) .Maçları balkondan izliyoruz çoluk çocuk. Konu komşu.
Mart ayı geldi benim atamam hala yapılmadı. 10 günlük aldığım rapor da bitiyor. Kıvranıyorum. Diyarbakır ve evim çocuklarımla birlikte bir huzurla oturamıyorum. Çaresiz , çocuklarımı babalarına bırakıp İstanbul’a gidiyorum. Oldum olası uçaktan korkarım. Bu kez yalnız uçacağım. İstanbul Atatürk Havalimanı’na inişte yüreğim ağzıma geliyor. Çılgınca bir yağmur var. Nihayet , Beşiktaş / Balmumcu 100. yıl okulumdayım. Bir gün görev yapıp tekrar rapor almayı düşünüyorum diye müdür beyle konuşuyorum. Henüz tayin emrin gelmedi diyor Salih bey. Sevk kağıdı alıp ertesi gün rapor için koşuşturacağım. Cağaloğlu yokuşundan inerken , oturup ağladığım park gözüme ilişiyor. 10 gün daha rapor alıyorum. Ertesi gün , Diyarbakır Havaalanında çocuklarım karşılıyor beni. Bir gün bile ayrı kalmanın özlemiyle sarılıyorum üçüne birden.
İki gün sonra müdürüm eşimi arıyor. Hocanımın tayini  Diyarbakır / Bağlar ilçesi Atatürk İlkokulu’na  çıktı . Hayırlı olsun diyor. Çok şükür artık bir daha  İstanbul’a yalnız uçmayacağım. Okulumu merak ediyorum. Kızlarımı Mehmetçik İlkokuluna kayıt ediyorum. Raporum bir hafta daha var. 15 gün de mehil müddetim ile 20 gün evdeyim. Evimi yeniden düzenlemeye koyuluyorum. Oğlumla  birlikte, yeni evimizin keyfini çıkarıyorum.Sıkılıyoruz birlikte , dışarı da çıkmıyorum. Nereye gidilir , neresinden ne alınır bildiğim çok fazla bir şey yok. Siirtte otururken  Diyarbakır’a alışverişe gelir , memlekete buradan giderdik.  .Evimde  bir haftayı zor geçirdim.
Eşime ; ben göreve başlasam ya diyorum . Evde sıkıldım. Eşim karşı çıkıyor , oğlan ne olacak sen göreve başlarsan. Mehmetçik okulunun ana sınıfına yazdıralım diyorum. Bu durumdan eşim hiç memnun  olmuyor. Oturun oturduğunuz yerde deyip kestirip atıyor.
Çocuklarıma İstanbul’dan okulumuza sürekli kitap  getiren yayınevini arıyorum. Çocuklarım için çok satılan  kitaplardan  getirtiyorum. Ses kasetleri de olan , ” Nasreddin Hoca İngilizce öğreniyor”  setinden çocuklar İngilizce öğrenmeye başlıyorlar. Evin içinde bir curcunadır gidiyor. Kızlar okula gidince oğlumla yalnız  kalıyoruz.
Bir gün eşime iyice diretiyorum. Ben okulumu gidip göreceğim. Neredeymiş , nasıl gidiliyormuş bilmek istiyorum.
 Tamam diyor, yarın götüreyim de gör gününü. Bağlar neresi sen biliyor musun ?
– Bilmiyorum , bilsem giderim.
***
Diyarbakır etrafında bağlar var , bağlar var. 
Fitil işler yüreğimde yarem var..
Dilime dolanıyor bu türkü..
Bağlar caddesinin köşesinden içeriye giden kısa bir yolun sonunda okulum var. Koca kapıdan giriyoruz. Öğrenciler derste. Okul Müdürü  Muammer Birkan bey  ile tanışıyoruz.
Durumu izah ediyorum. Meyil müddetimin bitmesini beklemedim. Biran önce sınıfımı görüp , derslere girmek istediğimi söylüyorum.
Müdür bey gülümsüyor.
– Size sınıf yoktur !..
– Neden ki _
– Siz kadro fazlası olarak burada idari işlerde tam gün çalışacaksınız .
İçimden öfkeliyim ama , dışımdan belli olmuyor Belli etmiyorum.
– Şansımı öpüyorum. Körün istediği bir göz , yaradanım verdikçe veriyor.
 Zil çalıyor,okulun bahçesi öğrencilerle doluyor. Koşturan , top oynayan , itişip kakışan bebeler ile bahçedeki hareketlenme arttıkça , toz bulutu kalkıyor sanki.
Okulun bahçesi toprak zeminden oluşuyor.
Toprak öylesine ince ki , en küçük bir rüzgarda toz bulutunda kayboluyorsunuz.
Müdür beyin odasına gelen bazı arkadaşlar merakla bakıyorlar bana.
Müdür bey beni tanıtıyor arkadaşlarıma. Yeni gelen öğretmenimiz.
Bir hafta sonra okula başlayacağım.
***
Göreve başlar başlamaz, bahçemizin halinin ne olacağını soruyorum ;
– Bu işe bir çözüm bulmak zorundayız.
Müdür bey öğretmenler toplantısında bugüne kadar Milli Eğitim Müdürlüğü bir çare bulamadı. Biz de bıktık artık bahçemizin durumuna çözüm aramaktan.
Müdür bey arkadaşlar ve velilerimiz en çok bu tozun sonuçlarından şikayetçiydi. Anneler ,her gün çocuklarımızı banyo yaptırmaktan bıktık. Her gün üst baş yıkıyoruz. Kışın çamurdan , baharda tozdan bıktık.
Çözüm, okul  bahçemizin acil olarak düzenlenmesiydi.
Sınıfım yoktu. Zamanım çoktu.  Okul – aile birliğinin anneleri ile tanıştım. Bir çözüm bulmalıydım. Madem boş oturacaktım. Bu işe çözüm bulmaya kendi kendime söz verdim.
23 Nisan için bir koro kurmaya karar verdim. Arkadaşlara sesi güzel öğrencilerinden koro için ricada bulundum. Bana en az 20 öğrenci gerekiyor. Seçimleri sizler yapın  , öğrencilerin  listesini bana verin. Anlaştık, çocuk şarkıları ve marşlardan oluşan bir repertuvar yaptım. Bahçede çocuklarla çalışıyoruz. Etrafımızı öğrenciler sarıyor. Koronun seyircisi hazır.  O gün hava güzel , oğlumu alıp Diyarbakır Bölge Komutanlığında görev yapan eşimin yanına gittim. Bahçede komutan yazan masada bir bayan ve paşa oturuyor. İlk kez karşılaşıyorum onlarla. Selamlaşıyorum. Masalarına buyur ediyorlar. Tümgeneral Atıf Ercan ve sevgili eşi , Ülkü Ercan.  Hoş sohbetten sonra ,  okulun bahçesinin durumunu anlatıyorum paşamıza. Çok kötü bir durum diyorum. Paşamız, yarın sana haber veririm, bu konuda bir çözüm bulacağım. Sevincimden paşamıza sarılıp öpesim geliyor. Ülkü hanım ile daha ilk karşılaşmamızda müthiş bir sıcaklık yakalıyorum. Oğluma takılıyorlar, koca adamsın artık o emziği evde bırak diyorlar.
Ülkü  hanıma artık abla diyorum. Beni kendi evladı gibi sarıp sarmalıyor. Tek evladı Nilgün de benim kardeşim gibi oluyor.  Diyarbakır etrafında bağlar var, bu bağlarda benim okulum var. Sevincim içimi ısıtıyor. Kadim bir Türkmen şehri olan Diyarbakır kültürü ile muhteşem bir duygu sarıp sarmalıyor beni. Siirt’te görev yaparken alışverişe geldiğim bu şehrin içinde yaşamak keyif vermeye başladı. Şu bahçeyi ve koro işlerini de halledersem , asıl bayramı ben o zaman yapacağım.
***
Atıf Ercan paşamız daha önce yanında asteğmen olarak askerliğini yapan mühendis Ömer bey ile konuşuyor.  Diyarbakır Shell şirketinde görev yapıyor Ömer bey. Okul Aile birliği üyelerimizle birlikte Shell şirketinin müdürü ile görüşeceğiz. Petrol çıkarılırken , çok çabuk donan çimento kullanılıyor. Bunlardan kimyası bozulan çimentolardan isteyeceğiz. Daha geç dondukları için petrol kuyuları açılırken kullanılmayan ,atıl vaziyette duran çimentolara talip oluyoruz. Shell şirketi müdürü İngiliz. İyi Türkçe konuştuğunu öğreniyorum.
Müdürün odasındayız. Bizimle Türkçe konuşmaya çalışıyor. Ömer bey İngilizce anlatıyor durumu. Okulumuzun bahçesi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerine yetişsin diye rica ediyorum.  Konuşulan ingilizceyi anlayamıyoruz. İngiliz müdürün suratında tek bir olumlu iz bulamıyorum. Konuşma uzadıkça sinirlerim geriliyor. Ömer bey , sonunda işi özetliyor.
– Şimdilerde bu iş için ekip yokmuş. Biz okulunuza kırtasiye  yardımı yapalım. Daha sonra da ekip ayarlayınca okulun bahçesine beton dökeriz. Başka bir isteğiniz varsa onu da yapacaklarmış. Konuştukları ingilizce diyaloğun özeti buydu. Birden kendimi çok aşağılanmış hissettim. Elin emperyalisti gelmiş benim memleketime , petrolümüzü istediği gibi çıkarıyor. Sanki buranın sahibi o. Bizler marabayız. Bizim dedelerimizi şehit eden hain güruh , şimdi bizim öz malımızın sahibi olmuş. Beni ve koca Atatürk İlköğretim Okulu’nu iki top kağıt bir kaç kalem ile savuşturacak. Sinsiliklerini tarihimizin kan dolu sayfalarından biliyordum.  O arada ne içersiniz diye sordular. Çaylar gelmişti o arada. Ömer bey yüzüme şaşkın baktı. Yani istediğinizi şimdilik yapamıyoruz. Daha sonra elimizden geleni yapacağız. Bundan emin olabilirsiniz.
Ayağa kalktım , bir iki adım ingiliz müdürün masasına doğru yürüdüm. Gayet sevimli bir Ege şivesi ile , durum tespiti yaptım.
– Bene bak bizim olan , urla burla bizim olup duru biliyon  mu ? Ben Atatürk İlkokulu Öğretmeniyim. Atatürk’üm sağ olaydı sen burlada  bizim petrolümüzü nah çıkarırdın. 23 Nisan’a gadaaaa u baçeye betonu dökceniz. Hadi şincik hoşçu gal bakam.
Ömer beye döndüm  , müdür ağnamadı yalım, sen münasibince ağnadıve  emi !.
***
Okula geldiğimizde hemen paşamızı aradım. Durumu izah ettim. Tamam kızım ben ilgileneceğim dedi.
İki gün sonra , Shell şirketinin elemanları ile çimentolar bahçeye girdiler. Cumartesi – pazar günü bahçeye beton döküldü.
Ulusal egemenliğimizi ve bize toprakları vatan yapan Atam , hepimiz sana ve can verenlere minnettarız.
  Hep birlikte koromuzla haykırdık.
– Bugün 23 Nisan , neşe doluyor insan.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Oğuz Geren 9 Nisan 2020 / 20:25 Cevapla

Diyarbakır etrafında bağlar var bağlar var….
Fitil işler yüreğimde, yaren var ammaan…
Kadim Türkmen kenti Diyarbakır’a bin selam olsun Efe Ablam.