“ULUSA (L) EGEMENLİK!’’ NEREDEN NEREYE GELDİK? « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

29 Temmuz 2021 - 01:52

“ULUSA (L) EGEMENLİK!’’ NEREDEN NEREYE GELDİK?

“ULUSA (L) EGEMENLİK!’’ NEREDEN NEREYE GELDİK?
Son Güncelleme :

26 Nisan 2021 - 0:55

1985 Yılı’nda TBMM kararı ile 20-25 Nisan arası beş gün boyunca, “Milli Egemenlik Haftası” olarak ilan edilerek, etkinliklerin hafta içine de yayılması amaçlanır.
Fakat “Egemenlik Haftası” iktidar tarafından nicedir yok sayılarak unutturulsa da vardır.
Çünkü iktidarın “ulusa egemenlik!” yolunda olduğu aşikardır.

23 Nisan’a ilişkin ne bir nostaljidir bu yazı ne de “yazıklanma”dır!
Bugün olanla, olması gerekenin makas aralığı yani geldiği noktadır.

23 Nisan, varoluşu ile ulusal “büyük” bayramdır.
Çünkü varoluş anlamı “ulusun egemenliği”ne dayanır.
Çocuklara armağan edilişi ise bir başka yanıdır; çünkü onlar ulusun yarınıdır.
Böylece ulusal egemenliğin, çocuklarla yarına aktarılıp, devamlılığını sağlamaktır.
Bu yüzden hem ulusun bayramı; hem de çocuklarındır.

Peki kimdi bu “ulus?”
Bugün üzerinde yaşadığı bu toprakları, Ulusal Kurtuluş Savaşı ile “bağımsız ortak vatan” yapan “Türkiye halkı” idi.
Ne olursa olsun, kökü kökeni; inancı, dini; adı Türk Ulusu/Türk Milleti.

Peki, bu bayram neyin nesi?
1920’den öncesi, üzerinde yaşanan topraklar, tarihsel olarak da henüz ve resmen de “vatan” filan değildi.
Padişahın veya hanedanının(ailesinin) özel mülk-ü hanesiydi.
Üzerinde yaşayan büyük kalabalık kitle ise; “millet” filan da değildi.
Bireyler de “vatandaş” değil, her biri padişahın kulları idi.
Hele hele imparatorluk içindeki Türk ahaliye de “etrak-i bi-idrak” yani “idraksiz Türkler” denilirdi.

Padişah da, bu milyonlarca kulun en “şahanesiydi ve efendisi”ydi!
Kendine aldığı unvan ise, Tanrı’nın yer yüzündeki gölgesi ve de Müslümanların da halifesiydi!
Hikmetinden sual olunmaz; herkesi, her yeri ve her şeyi “tek elden ve de tepeden yönetme” iradesi.
Aslolan, sınırlı-sorumlu olmayan, sorgulanamayan, sonsuz yetkisi!
Hem halife olarak ‘hikmeti ilahi’ hem de hanedanın sahibi olup, her şeyin dünyevi ve de ruhani hakimi, egemeniydi.
Hakimiyet yani egemenlik yetkisi, “kayıtsız ve şartsız” padişahın idi.
Padişahlık böyle bir şeydi! Çağın, zamanın gereğiydi!

Osmanlı Devleti, bir imparatorluktur ve çok “topluluklu”dur.
Gün gelir, dünyada imparatorluklar çağı, artık kapanır, son bulur.
Osmanlı’da bu değişim, direnişle karşılaşır ve gerisinde kalınarak, tren kaçırılır.
Elbet başka imparatorluklar da dağılır, tarihe karışır.
Yeni duruma göre şekil alanlar, güçlü devletler olarak ayakta kalır.
Artık o büyük imparatorlukların yerine “kapitalist emperyalizm/ emperyalistler” vardır.

Şekil alamadığı için zayıflayan Osmanlı içindeki çeşitli topluluklar, “millet/ulus” fikri ile ayrılıp bağımsız kalır.
Fetih dönemi kapanır, devletin büyük ganimet gelirleri sıfırlanır.
Buna bağlı olarak ekonomide ve askeri teknolojide geride kalır, savaşma gücü kırılır.
Artık emperyalizme göre “hasta adam”dır.

Osmanlı zayıflayınca, toprakları üzerindeki büyük enerji kaynaklarını paylaşım için emperyalizm, toptan saldırır.
Sonunda ülke toprakları, lime edilip parçalanır, işgal altına alınır.
Dayatılan sözde anlaşmalarla(Mondros-Sevr) ordu dağıtılır, silahları toplanır.
Subayları ya sürgüne yollanır, ya tutuklanır; askerleri terhis edilip evlerine yollanır.
Bu durumda padişah, tahtının korunması karşılığında teslimiyetçi ve işbirlikçi kalır.
Sonunda İngilizlere sığınır ve devleti dağılır.
Millet/memleket adeta sahipsiz, ortada kalır.

İşte tam da bu durum ve koşullarda, Mustafa Kemal, öne atılır.
Samsun’dan başlayan yolculukla, kurtuluş için Anadolu’ya açılır.
Halk kongrelerinde direniş kararları alınır, açıklanır.
Sınırları belirlenen topraklar artık “vatan”dır.
Üzerinde yaşayan halk da “ulus” ve “vatandaş”tır.
O halde “Vatan bir bütündür, parçalanamazdır.
Milletin bağımsızlığını, yine milletin kendi azim ve kararı kurtaracaktır.”

Ankara’ya varılır; dört bir yandan, halk adına temsilciler toplanarak, Ankara’da bir meclis açılır:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi TBMM” adını alır; artık bir ulus/millet vardır.
Yüzyıllardır “egemenlik hakkı” zorla elinden alınan halk, millet/ulus olarak kendi “egemenliğini” kazanır, eline alır.
Padişahın yani sarayın elinden hakimiyet(egemenlik) geri alınır.
Egemenlik artık ‘kayıtsız şartsız’ şurtsuz milletindir/halkındır.
İşte bu kazanımla, Kurtuluş/Bağımsızlık Savaşı başlatılır.
Mustafa Kemal de başkomutandır.
Ulus/halk, TBMM eliyle hem egemenliğini hem de kendi kaderini, kendi eline alır.
Verilen mücadele ile emperyalistler ve maşası Yunanlılar, sökülüp atılır.
Padişah ise İngilizlere sığınır ve millet/ülke bağımsızlığını kazanır.
“Millet egemenliği” ile Cumhuriyet’in temelleri atılır.
Seçtiği temsilcileriyle, halkın kendi kendini yönetmesi demek olan
Cumhuriyetle, demokrasinin de yolu açılır.
Ulusal/milli egemenliğin varlığı, laikliğe bağlıdır.
“Ulusal egemenlik-Cumhuriyet ve demokrasi” için laiklik olmazsa olmazdır.
Sonucu özgürlük ve bağımsızlıktır.

Yüz yıldan beri 23 Nisan, ulusumuz için bu yüzden “ulusal bir bayram”dır.
Egemenlik, tek kişiden/padişahtan alınmış, ulusa/halka verilerek 23 Nisan’da TBMM açılmıştır.
Ulus, kendi “egemenliğini” kurtuluş savaşı sonunda, kanla kazanmış; bir devrimle de kalıcılaştırmıştır.
‘23 Nisan’ işte ulus için bu onurun bayramıdır.
“Ne iyi oldu ve millet/halk, egemenliğine kavuştu; kendi kaderinin egemeni artık tek kişi değil, ulusun yine kendisi oldu; iyi ki oldu.” anlamındadır.

Ata’ya göre de, geleceğin sahibi mademki ve elbette çocuklardır; o halde bu bayram, çocuklara armağandır.
23 Nisan işte bu bilinçle “ulusal bayram”dır ve öyle de kalacaktır.
Egemenliğini kurtuluş savaşı ile “kayıtsız şartsız” kazanan bir ulusun, kazandığı egemenlik hakkından vazgeçmesi olanaksızdır.
Ancak sanılmasın ki bu kolay ve sancısızdır.

Yüz yıl önce kazanılan “ulusal egemenliği”, bugün yine “ulusa egemenliğe” dönüştürmek isteyenler vardır ve bunlar, son onlarca yıldır, gaflet içindeki siyasi mirasyedilerin basiretsizlikleri yüzünden epey yol almışlardır.

Ancak “ulus/millet/halk” tam yüz yıl önce kazandığı “egemenlik” hakkına elbet yine sahip çıkacaktır.
Ancak doğru, gerçekçi ve etkili siyasal ve toplumsal önderlikle, tersini düşünenleri, ilk seçimde elbet ve mutlaka yanıltacak ve hüsrana uğratacaktır.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.