ARAP VE MEVALİ VE EMPERYALİZM… « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

25 Mart 2021 - 04:58

ARAP VE MEVALİ VE EMPERYALİZM…

ARAP VE MEVALİ VE EMPERYALİZM…
Son Güncelleme :

29 Haziran 2019 - 14:15

Araplar kendilerini üstün ırk, diğer ırklardan olanları 2.sınıf insan ve dolayısıyla 2.sınıf Müslüman görüyorlardı. Onlara göre bir Araplar vardı, bir de Mevali (köleler). Arap olmayanlar özgür olsalar bile onların gözünde azatlı kölelerdi.

Ayrımcılık o kadar uç boyuttaydı ki, Mevali yolda Arap’ın önüne geçemez veya aynı hizada yürüyemezdi. Aynı sofraya oturamazdı. Arapçılığı, Mevali’nin Arap’ın kölesi olmasının bile bir lütuf olduğunu iddia edecek kadar abartanlar vardı.

Arap olmayanlar, Arap kızlarıyla evlenemezdi. Eğer evlenilmiş ve bu sonradan ortaya çıkmışsa nikâh akti fesh edilir, çocuk varsa gayri meşru sayılırdı. Çocuk doğuran cariye Arap asıllı ise ona “çocukların anası”, Arap asıllı değilse “çocuk doğuran kadın” deniyordu.

Arapların ana baba soyuna ait künyeleri vardı. Mevali’nin ise-bilim adamı olsa bile-sadece çoğu komik olan lakapları!

Mevali Arap’a imamlık yaptıramazdı.

Bu konuda hadisler bile uydurulmuştu:

”Namazı şu üç şey bozar: Namaz kılana bir köpeğin, bir eşeğin ve Mevali’den birinin dokunması.”

Tüm insanlığa gönderilmiş bir Peygamberin bunu söylemiş olması mümkün müdür?

Hz.Ömer bile, Arapların yerli halkla karışmaması gerektiğini, devlet yönetiminin ve ordu komutanlığının Araplarda olması gerektiğine inanıyordu.

Basra ve Kufe şehirlerini bunu sağlamak için Hz.Ömer kurdurmuştur.

O kadar ki, Emeviler ve sonra Abbasiler Arap olmayan Müslümanlardan cizye ve haraç almışlardır. Abbasi devrinde halife Ömer bin Abdülaziz cizyeyi Müslümanlardan kaldırmışsa da onun ölümünden sonra bu uygulamaya tekrar devam edilmiştir.

Kur’an’da,

” De ki: “Ben, buna karşılık sizden, yakın akrabamı/Ehlibeytimi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum.”(Şura, 23)

denilen ehlibeyte Emevilerin yaptıklarının bir kısmını Ebu Zehre şöyle anlatıyor:

“Yezid, Medine halkı kendisine karşı çıktığı için bu Peygamber kentini ordusuna mubah kıldı. Dinin yasak ettiği şeyleri helalmiş gibi işlediler. Hz. Hüseyin, İslam’da meşru yönetim nizamın esaslarına uymadığı için Yezid’i tanımamış, ona karşı çıkmıştı. Yezid’in ordusu onu hunharca şehit etti. Hz.Peygambere yakınlığına, dindeki yerine hiç bakılmadan kanı döküldü.

Kız kardeşleri yani, Hz.Peygamber’in kızı Fatıma’dan doğma kızlar esir muamelesi yapılarak Yezid’e götürüldü.

Emevi devletinin sonlarına doğru Hz.Ali ile Hz.Fatıma’nın çocuklarının ve soylarının katledilmesi sürdürüldü.

Zeyd bin Ali öldürüldü.

Oğlu Yahya ve Yahya’nın oğlu Abdullah da öldürüldü.

Bu da yetmedi: sanki bir Peygamber sünnetiymiş gibi, Hz. Ali’ye cami minberinden lanet okutuldu. Bu melun töreyi Yezid’in babası Muaviye başlattı”

Hz.Ali ve evlatlarına camilerde lanet okutup bunu sünnet diye Müslümanlara “âmin” dedirtme geleneğine 720 yılında, Abbasi halifesi Ömer bin Abdülaziz son verir. Lanet okumanın kaldırılmasına, yani Ehlibeyte lanet okutmanın yasaklanmasına, bunun sünnete aykırı olduğunu söyleyerek karşı çıkanlar bile olur!

Araplar zengin, Mevali yoksulluk içindeydi. Ömer bin Abdülaziz, kendi akrabaları olan Mervanileri toplayıp onlara,

“Ey, Mervanoğulları! Araştırdım ve gördüm ki, ümmetimin bütün servetinin yarısı veya üçte ikisi sizin elinizdedir.” der. Mervan kodamanları hemen müdahale eder,

“Başımızı cesedimizden ayırmadan servetimize dokunamazsın!”

Halifenin yaptıklarını Emevi kodamanları hoş karşılamamış, Halife Ömer bin Abdülaziz’i de zehirleterek öldürmüşlerdir.

Dinin temellerini sarsan ve kendi halkı gütme kurallarına da İslam diyen Emeviler, İslam’ı kendi çıkarlarına uygun olarak özünden uzaklaştırıp saptırdıkça görünüşü öne çıkarırlar. Riyayla, göz boyayarak çok dindar görüntüsü yaratmayı başarırlar:

Mevaliye kendi dillerinde ibadeti yasaklarlar.

Yani Kur’an’ın tercümesinin yapılmasını ve kendi anadilinden Kur’an okumayı yasaklayan Kur’an’ın kendisi değil, Emevi yöneticilerdir.

Her yere camiler yapar, insanları camiye çeker, camiyi sürekli bulunma, Kur’an okuma, gerçekte kendi yönetim ve denetimleri altındaki toplanma yerleri haline getirirler. İçerik boşaldıkça şekil önem kazanır.

Çok dindarlık görüntüsü ile namazı uzatır, hutbeyi öne alırlar. Namaz öncesi hutbe dinlemek zorunda kalan ve uzatılmış ibadet nedeniyle uzun süre camilerde kalan insanları kendi adamlarının fetvaları ve vaazları aracılığı ile istedikleri doğrultuda yönetir ve yönlendirirler.

Camileri, Ehlibeyt’e lanet okutup, “âmin” dedirtebilecekleri ve bunu Peygamber sünneti olarak kabul ettirebilecekleri seviyede bir beyin yıkama mekânına çevirirler.”

Sınava tabi tutmaya çalıştıkları İmam-i Azam Ebu Hanife hazretlerinin attığı tokadı biliyor musunuz…
“Arap asıllı olan mutaassıp alimler İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi (r.a.) “Mevali” olmasından dolayı hakir görürdü. Hac vesilesi ile gittiği Mekke’de devrin alimleri onu meclislerine çağırıp, hangi millete mensup olduğunu sordular. Arap olmadığını söyleyince ilmi açıdan yetersiz olduğunu bu durumda Kur’an’ı anlayamayacağını ona ihsas ettiler: “Sen bu halinde Kur’an’ı zor okursun nerede kaldı. Onu anlayıp ta içtihat edeceksin; Hele bir ayet oku da dinleyelim.” türünden ifadeler sarf ettiler. Arap olduklarından dolayı kendilerini ilmi açıdan yeterli Ebu Hanife’yi de cehaletle itham eden heyete Üstat şu ayeti kerimeyi okur: “Araplar/bedeviler inkar ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sırlarını tanımamaya daha yatkındırlar.”
Arap olmayı ilmi açıdan iftihar vesilesi gören grup, Kur’an’ı anlamamakla itham ettiği Ebu Hanife’nin (r.a.) 6000 küsür ayet arasından Arapları yeren ayeti seçip okuması karşısında önce bir sarsılır ardından da “Mevali” telakkilerinde değişikliğe giderler.”
Sonucu özetleyecek olursam: Mevali, Müslümanlığı kabul edip kölelikten çıkan Arap olmayan gruba verilen isimdir. Bu bağlamda sonradan Müslüman olan Türkler ve İmam-ı Azam Ebu Hanife de Mevali’dir. Sonradan Müslüman olan grup dört halife döneminde neredeyse eşit muamele görürken Emevi döneminde adam yerine konulmamışlar, namazı bozan üç şeyden biri olarak tanımlanmışlardır. Dört halife döneminde özellikle Hazreti Ömer döneminde Orta Asya içlerine seferler düzenlenmiş ve gök-tanrı ya inanan Türklerin bir kısmı bu süreçte dinlerine paralellik gösterdiği için Müslüman olmuştur. Belki de o gün için cizye denilen vergiyi vermemek adına da Müslümanlığı tercih etmiş olabilir.
Emevi döneminde belirttiğim üzere, Mevaliler ikinci plana atılmakla kalmamış adeta köle ve yine köpekle eş değer görülmüştür.
Artan baskılar üzerine horlanan kesimi örgütleyen Ebu Müslim Horasani, kurduğu isyan ordusuyla Emevi uygarlığını yıkmış ve yerine Abbasi uygarlığının kurulmasını sağlamıştır. Dolayısıyla bilinen tarihte adı pek duyulmayan Ebu Müslim Horasani, esasında Spartaküs konumunda ve hatta ondan daha değerli bir komutan konumundadır. Abbasi uygarlığında Mevaliler eşit konumda görülmüş ve önemli komutanlıklara getirilmişlerdir. Velhasıl Emevi uygarlığını yıkan Ebu Müslim Horasani bir ucuyla Aleviler de ehlibeyt konumunda değerlendirilir.
Sözün kısası; Araplarla Emevi zihniyetinden beslenen ve özünde Muhammedin kendisine de karşı olan bu sığ ve yobaz kesimle mücadele etmek ve Muhammedi dininin başında tutmak dün de bugün de yarın da bilinçli Türklerin görevidir. Cahil her zaman Emevi dincilerinin peşinden gider…
Ve emperyalizm bugün Emevi kılığının içindedir…
“Arap benden ama ben Arap’tan değilim.” Hazreti Muhammed (Bir hadisinde böyle buyurmuştur.)
“Ey Araplar! Türk Dili’ni öğreniniz çünkü Türklerin Araplar üzerinde çok uzun sürecek bir hakimiyetleri vardır.” Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lügati’t Türk adlı eserinde Hz. Muhammet’in bu hadisini aktarmıştır.
“Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, iç dünyalarındakini değiştirmedikçe, değiştirmez.” (Ra’d,11).
Demokrasi ile bağdaşmayan İslam değil, İslam’a bin yıldır musallat olmuş Hanbeli-Eşari teolojisinin yarattığı toplum yapısıdır. Atatürk kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’na Hanefi-Maturidi teolojisini esas alma talimatı vermişti. Çünkü bu doktrine dayalı bir toplum demokrasi ile bağdaşmak şöyle dursun, Batı’ya demokrasi dersi verecek noktaya ulaşabilirdi. Batı uygarlığı ve emperyalizm kendisi için felaketin büyüklüğünü gördüğü için peşimizi bırakmıyor.
Bugün emperyalizm yeni bir dünya düzeni kurabilmek için yenmek zorunda olduğu iki isim olduğunu biliyor ve bu iki ismin bir yerde buluştuğu bilinçli akıl hürriyetinin sınırsız gücünü de yapay zeka ile yenerek tehlikeyi bertaraf etmek istiyor…
Hazreti Muhammed ve Atatürk…
Ve bıraktıkları bilinçli akıl hürriyetinin bilimden ve adaletten ayrılmayan gücüne olan inançtır…
Bu topraklar da yenilmeyeceğiz…
Sevgi ve saygılarımla…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.