MUCİZENİN ADI 29 EKİM 1923 … (9) « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

23 Eylül 2021 - 18:15

MUCİZENİN ADI 29 EKİM 1923 … (9)

MUCİZENİN ADI 29 EKİM 1923 … (9)
Son Güncelleme :

27 Ekim 2019 - 21:30

(Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun dostlarım)
“Deyiniz ki, bu tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür…”
1922 yılındaki Türkiye’nin gerçekleri:
13 milyon nüfus. İlkel usullerle yapılan bir tarım.
Sıfıra yakın sanayi.
Madenlerin büyük çoğunluğu, haberleşme tesisleri, limanlar ve var olan demiryolları yabancı şirketlerin yönetiminde.
Ülkede 153 ortaokul ve lise, sadece bir üniversite var. Okuryazar erkek nüfus 1 milyonun az üzerinde…
Okuryazar kadın nüfus ise 150.000-200.000 civarında… Ekonomik bakımdan yarı sömürge…
Kişi başına gelir 4 TL, kişi başına ortalama kamu harcaması 50 kuruş…
Alt yapı her alanda yetersiz…
Bilim hayatı ve düşüncesi yok sayılacak düzeyde…
Kitap sayısı 25. 000 civarında…
Anadolu yetersiz medreselerin elinde, her yanda tarikatlar, tekkeler, dergahlar…
Yasalar çağın gereklerinin gerisinde…
Sokakların isimleri, insanların soyadı yok…
Nüfus sayımlarında kadın sayılmıyor. Kadınların ilke olarak toplumsal hayatları ve hiçbir hakları yok… Ne seçme hakları bulunuyor ne de seçilme, kadınların da bir gün erkekler gibi doktor, mühendis, avukat, belediye başkanı, milletvekili, bakan olabilecekleri hayal etmek bile zor… Kısaca kadınlar vatandaş bile sayılmıyor.
Halk tıbbi olarak hasta… Yoksulluk, savaşlar, göçler ve eğitimsizlik yüzünden salgın hastalıklar insanları kırıp geçiriyor. Toplumun üçte ikisi sıtma, verem, frengi, trahom gibi hastalıkların pençesinde kıvranıyordu.
Ülke neredeyse bütünüyle ve pek çok alanda Ortaçağı yaşıyordu…
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilirken ülkenin durumu böyleydi. Cumhuriyet’in ilanı tarihinde ise ülkemizde; 39 mühendis, 554 doktor, 69 eczacı, 560 sağlık memuru, 169 ebe ve 4 hemşire bulunduğunu biliyor muydunuz?…
Cumhuriyet Büyük Önderin, ayağı yere basan düşüncelerinin uygulamasıydı. 1789 yılında Fransa’da gerçekleştirilen “Aydınlanma Devrimi” ile 1917’de Çarlık Rusya’sında gerçekleştirilen “Bolşevik devrimini” çok iyi analiz etti. Anadolu ve insanını çok iyi tanıyordu. Anadolu insanının üretim gücünü ve başarılı olan komutanın emrinde neler yapabileceğini de Çanakkale savaşında biliyordu. Bütün bu verileri bir kapta çok iyi harmanladı ve bunun sonucunda gerçekçi ve akılcı bir yol uyguladı.
Ne Cromwell, ne Robespiere, ne Lenin ve ne de onu izleyenler; liderlik ettikleri ulusu bilim felsefesi, düşünce yöntemi, kısacası alın yazısını değiştirme yoluna götürmeye kalkışabilmişlerdir. Mustafa Kemal, bunu yapan ve büyük bir başarı ile sonuca vardıran eşsiz adamdır.
Cumhuriyet neden 29 Ekim tarihinde ilan edildi…
Bunu hiç düşündünüz mü?
“Dünya Savaşı, Avrupa’da 28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle başladı. Ancak savaşın hemen başlarında Batı’da ve Doğu’da Alman saldırıları durakladığı için Almanlar Türkiye’nin bir an evvel savaşa girmesi için baskı uygulamaya başladılar.
Osmanlı Devleti savaşın başında silahlı tarafsızlık ilan etti. Her şeye egemen olan ve Türkiye’nin geleceğini Alman ordularının Avrupa’daki başarılarında gören, Harbiye Nâzırı ve Başkomutanvekili Enver Paşa 26 Ekim’de Alman Amiral Suşon’a Karadeniz’e açılması iznini verdi. Yavuz (Goeben) ve Midilli (Breslau) ile birlikte on bir parçadan oluşan Amiral Suşon komutasındaki Türk donanması 27 Ekim sabahı Karadeniz’e açıldı ve 29 Ekim sabahı Rusya’nın Odessa, Sivastopol ve Novrosiski limanlarını bombardımana tuttu. Böylece Türkiye 29 Ekim 1914’te fiilen Birinci Dünya Savaşı’na girmiş oldu. Osmanlı’nın kaderi zaten 9 Haziran 1908’de Reval’de Rus Çarı II Nikola ve İngiliz Kralı 7. Edward arasındaki görüşmelerde belli olmuş, paylaşılmasına karar verilmişti.
Büyük Harp’in uzun seneleri zarfında millet, yorgun ve fakir düşmüş, ülkeyi dünya savaşına sokan İttihat ve Terakki’nin lider kadrosu kendi hayatlarının endişesine düşerek Türkiye’den ayrılmışlardı. Padişah şahsının ve sadece tahtının telaşı içinde, Damat Ferit hükümeti, aciz ve kurtuluşu ancak İngilizlerle anlaşmada bulmaktadır. Devlet 30 Ekim 1918’de Mondros’ta İtilaf Devletleri’yle koşulları ağır bir teslimiyet antlaşması imzaladı. İtilaf Devletleri Mondros’un özellikle 7. maddesinden yararlanarak ülkenin hemen her yerini işgal etmektedir. İşgallerle beraber katliamları da yaşayan bu çilekeş, inançlı, vatansever ve gururlu Türk milleti dış düşmanla boğuşurken, yüreği yanarak içerideki işbirlikçilerin de ihanetine uğramaktaydı. Nâzım, o günler için “Ateşi de, ihaneti de görmüş bir milletiz” diyor. Bütün bu ağır dış ve iç koşullara rağmen gür sesiyle ilk günden itibaren Mondros’a karşı çıkan, ulusun başına neler örülmekte olduğunu haykıran bir Mustafa Kemal vardır.
Gerçek anlamda “Cumhuriyet” üzerinde ilk düşünen Atatürk’tür. Erzurum Kongresi günlerinde “Muhakkak ki var olan hükümet biçimi ülkenin refah ve mutluluğuna ve gelişmesine yeterli gelmeyecektir. Başka bir hükümet biçimi arayıp bulmamız gerektiği kanısındayım” şeklindeki Mazhar Müfit Kansu’nun sorusuna 23 Temmuz 1919 gecesi Mustafa Kemal şöyle yanıt vermiştir.

“Zaferden sonra şekl-i hükümet Cumhuriyet olacaktır.”

Diğer taraftan Anadolu’daki gelişmeleri izleyen İngiliz gizli servisi Londra’ya, Sivas Kongresi sonrası bir “Anadolu Cumhuriyeti” kurulacağını bildiriyor ve İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiser Amiral de Robeck de Lord Curzon’a gönderdiği şifrede Milli Mücadele’nin Cumhuriyete dönüşeceğinin işaretlerinden bahsediyordu. The Times gazetesi de 22 Eylül 1919 da “Sivas’taki Anadolu Cumhuriyeti” başlığını kullanmıştı.

Cumhuriyetin ilanından 2 yıl sonra, Ekim 1925’te Fahrettin Altay Paşa Çankaya’da Atatürk’ün misafiridir. Zihnini hep meşgul eden, Cumhuriyetin niçin ve neden 29 Ekim’de ilan edildiğini öğrenmek ister. Anlattıklarına kulak verelim: “Atatürk hep mazlum bir millet derdi. Cumhuriyetin ilanından epey bir süre geçmişti. Ben de, hep neden 29 Ekim diye kendi kendime sormuşumdur. Bir gün Çankaya’da sofra dağıldıktan sonra, ‘Paşam benim dikkatimi çekmiştir. Hep düşündüm. 30 Ekim 1918 günü mütareke ilan edildi. Adana’daki karargâhınızdan Başkent’e (İstanbul’a) verdiğiniz şifreyi hatırlıyorum. Şimdi aradan zaman geçti, Cumhuriyet’imizin ilanının 29 Ekim gecesine gelmesi acaba bir tesadüf müdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi’ diye sordum”. Bunun üzerine Atatürk şunları söylüyor:

“Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın. Saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın, saray da İtilaf Devletleri’nin elinin altına girmişti. Saray bu halinden memnundu. Fakat, ben bunu kabul edemezdim. Buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek, bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım. Dünyada tek başımıza idik, fakat benim inandığım ideale benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hasıl oldu. Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı. Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. Peki, 30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti? Dört yıl.
29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ettik. İşte beş yıla sığdırdığımız büyük inkılap, bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş, hangi milletin tarihinde vardır? Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır, çektiğimiz acıların, sıkıntıların en büyük mükafatı işte budur. Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır. Beni en çok mesut eden hadise, bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir. Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerdeki çektiğim azabı bilirsin. Yanımdaydın. Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.” Atatürk bir an durdu, Fahrettin Paşa’ya baktı ve sonra elini masanın üzerine vurarak: “Deyiniz ki, bu tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür…” Fahrettin Altay’ın “Ama bundan hiç bahsetmediniz” demesi üzerine, Atatürk “Övünmek olur, övünmek benimle beraber mefkureye inananların, milletin, ordunun hakkıdır” der.”
Bu büyük adamın ve dava arkadaşlarının ve şehitlerimizin önünde saygı ile eğiliyorum. Bu cumhuriyetin tehlikeye düşmesi halinde canımı seve seve vermenin büyük bir onur olacağına inancımı yinelerken anıları önünde saygı ile eğiliyorum. Işıklar içinde yatsınlar.
Yaşasın ATATÜRK…
Yaşasın TÜRK MİLLETİ…
Yaşasın TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.