DÜNDEN BUGÜNE ERMENİ SORUNU « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

5 Haziran 2021 - 21:43

DÜNDEN BUGÜNE ERMENİ SORUNU

DÜNDEN BUGÜNE ERMENİ SORUNU
Son Güncelleme :

04 Mayıs 2021 - 22:50

Türk milleti utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için yaratılmış, şanlı şerefli bir millettir.” Atatürk ( 9 Ağustos 1928)

Bu yazıyı, 24.04.2021 tarihinde bu köşede yer alan,  ABD BaşkanıSoykırım dese ne olur? Demese ne olur?” başlıklı yazımın devamı olarak ta değerlendirebilirsiniz.

Bir cihan devleti olan Osmanlı sanayileşme sürecini kaçırınca pazar haline geldi ve giderek çağdaş gelişmelerin dışında kaldı. Bu süreçte bir birinden çetrefilli sorunlarla uğraşmak zorunda kaldı. Bu sorunlardan bir tanesi de Batılı devletlerin yarattıkları Şark (Doğu ) Meselesi. Günümüz deyimiyle Ermeni Sorunu’dur.  Bu sorun günümüze getirilişini inceleyelim.

18.Yüzyıl:

Rusya’nın sıcak denizlere inme arzusunun ve Balkanlara yönelik politikalarının ortaya çıkması sonucu yaşanan olaylar ve savaşlar sonunda; Rusya ile 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca anlaşmasının imzalanmasıyla  “Rusya’nın Osmanlı topraklarındaki Ortodoksları daimî surette himaye edebilecektir. – (Osmanlı’nın içişlerine karışma)”  Hakkını elde etmesiyle, vatan toprağına ayrılık tohumları ekilmiştir.

19. Yüzyıl:

Amerikalı misyonerler başta olmak üzere diğer emperyalist ülkelerin misyonerlerinin özel çabalarıyla ayrılık tohumları çimlendirilerek ülkenin her tarafına taşınmıştır.

93 Harbi sonrası imzalanan Ayastefanos (1878 ) daha sonra Berlin Antlaşmasıyla (1878) belirli bir noktaya getirilen Şark Sorunu (Ermeni Sorunu)  Ermeni isyanlarıyla, Anadolu acıya boğularak, olgunlaştırılmaya çalışılmıştır.

20. Yüzyıl:

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşına girmesiyle birçok cephede savaşmak zorunda kalmıştır. Çanakkale cephesinde vatan savunulurken, 1915 yılında Rus Ordusu büyük taarruz başlatarak Doğu Anadolu’nun büyük bir bölümünü işgal etti.  Rusların hizmetinde olan Ermeniler, Ordumuzun İkmal yollarını tahrip ediyor, Türk köylerine saldırıyor katliamlar yapıyorlardı. Ordumuz iki ateş arasında kalmıştı.

Bu durum karşısında Osmanlı Devleti, savaş dönemlerinde önlem olarak uygulanan bir yöntemi uygulamaya koydu. Bu bağlamda ilk iş olarak; 24 Nisan 1915 tarihinde aldığı bir kararla Ermeni Komitelerini kapatmış, yöneticilerinden 235 kişiyi “devlet aleyhine faaliyette bulunmak” suçundan tutuklamıştır.

İkinci olarak; Savaş bölgelerindeki halkı ve devlet aleyhine faaliyette bulunanları, savaş alanlarından uzak ve güvenli yerlere (Suriye- Irak ) göndermek üzere “Sevk ve İskanı” için 27 Mayıs 1915 tarihinde “Tehcir Kanunu”nu çıkarmıştır.

Tehcir; Bir savaş halinde düşman ile işbirliği yaptığı sabit olmuş ve üstelik bu işbirliğini bir iftihar vesilesi olarak gören toplulukların, zararlı faaliyetlerinin önlenmesi bakımından belirli bölgelerde mecburi ikamete tabi tutulmalarıdır.

Osmanlı Devleti de gerekli önlemleri alarak Tehcir Kanunu’nu uygulamıştır

1. Dünya Savaşının sonunda emperyalist devletler, Osmanlı Devletine imzalattırdıkları Sevr Antlaşmasıyla (1920) Şark Sorununu (Ermeni Sorunu) çözdükleri hayaline kapılmışlardı.

Ermeniler yine emperyalistlerin desteği ve koruyuculuğunda, Kurtuluş Savaşımız sırasında da, Doğu ve Güney cephelerinde saldırılarına devam etmişlerdir. Ermenilerin bu dönemdeki faaliyetleriyle ilgili Atatürk;  Büyük Nutuk kitabında;   “Ermeni patriği Zaven Efendi de Mavri Mira Kurulu ile düşünce birliği ederek çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tam olarak Rum hazırlığı gibi ilerliyor.” diye belirtiyor ve daha sonra ki süreçte yaşanan olaylar gelişmelerle ilgili de ayrıntılı bilgi veriyor.

Şimdi şu soruyu soralım: Atatürk’ün NUTUK kitabını yasaklamaya kalkmak kime hizmet etmektedir?

Türk Milleti’nin, Atatürk’ün önderliğinde verdiği Kurtuluş Savaşımız ve Lozan Antlaşmasıyla birlikte, başta Amerika olmak üzere tüm emperyalistlerin, Yunanlıların ve Ermenilerin Anadolu rüyası da sona erdi.

“Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması’yla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu.” Atatürk (1 Mart 1922 – TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşması)

Büyük Atatürk’ün; söylediği gibi iki halk arasında dostluk bağları yeniden kurulmuştu.  Ancak bu süreç uzun sürmedi.

16 Ağustos 1964’te Ermenistan Sovyet Cumhuriyetinde yaşayan ve Moskova’nın güdümünde olan Ermenilerin Büyük Patriği Eçmiyadzin Katolikosu Vazken- I’ in 1915 olaylarını konu alan bir bildiri yayımladı.

21 Ağustos 1964’te Lübnan’da oturan ve ABD’nin güdümünde olan Antilyas Patriği “ Büyük Kilikya Katolikosu ” Khoren –I’in de 1915 olaylarını konu alan bir bildiri yayımladı.

Böylece emperyalist devletler (Rusya, ABD ve AB ) yayımlattırdıkları (!) bu iki belge ile dünya Ermenilerini Türkiye’ye karşı tekrar harekete geçirdiler. “ERMENİ SORUNU”nu tekrar gündeme taşıdılar. Ayrıca ASALA terör örgütünü kurarak, Emperyalist devletlerin desteği ve koruculuğu ile 42 diplomatımızı şehit ettiler.

Daha sonraki süreçte Ermenistan Türkiye’ye yönelik  “Dört T Politikası” olarak adlandırılan bir projeyi yine başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin desteği ile uygulamaya koydu.

Bu proje kısaca;

  1. Tanıtma: Ermeni milliyetçiliğinin yeniden canlandırılması
  2. Tanınma: Sözde soykırımın Türkiye’ye kabul ettirilmesi ve dünya çapında tanınmasının sağlanması,
  1. Tazminat: Osmanlı Devletinin varisi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nden tazminat alınması,
  2. Toprak: Büyük Ermenistan’a ait olduğu iddia edilen Türkiye’nin doğu ve kuzey doğusundaki bazı toprakların Ermenistan’a iade edilmesini içermektedir.

Önümüzdeki dönemde ülkemizi zorda bırakmak için, bu ve benzer konular gündeme getirilebilir. Yaşayıp göreceğiz.

21.yüzyıl:

Yüzyılımızın ilk çeyreğinde uğraşmak zorunda bırakıldığımız “Ana Sorun”,  Ermeniler’ in “Dört T Politikası” ile gündeme getirerek  dünyayı kandırmaya çalıştıkları talepler değildir.

Ana sorun;

ABD’nin öncülüğünde, eş başkanların gözetiminde BOP’un uygulanmasıyla Ortadoğu’nun (Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu; Atlas Okyanusu’ndan Orta Asya’ya 22 ülkenin) yeniden yapılandırılması,

Rusya’nın sıcak denizlere inmesi, Ortadoğu’da yer edinerek kalıcılığını sağlaması,

Akdeniz’in doğal kaynaklarının kontrolü ve paylaşımı,

ABD’nin Montrö (Montreux)  ve Lozan Antlaşmalarını etkisizleştirerek Karadeniz’e çıkma isteği,

Çin’in  de bu pazarda kendine yer edinmek istemesidir,

Asıl hedef ise; Emperyalizme ilk yenilgiyi tattıran, mazlum milletlere kurtuluşun yolunu gösteren Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığıdır.

Emperyalist güçler ana hedeflerini Ermenilerin talepleriyle perdelemeye çalışmaktadırlar.

Bunu da çok iyi yapmaktadırlar. Verdikleri desteklerle Sözde Ermeni Soykırımının 30 ülkenin parlamentosunda kabul edilmesini sağladılar. Bu ülkelerden biri de başından beri bu işin içinde olan ABD’dir.

ABD,  Kurtuluş savaşımız sonrası imzalanan Lozan Antlaşması’nın (24 Temmuz 1923) görüşmelerine temsilcisi gözlemci olarak katıldığından Lozan Antlaşmasını imzalamamıştır.

ABD ile Lozan’da; “Lozan Türk Amerikan Antlaşması” (6 Ağustos 1923)  imzalanmış, bu antlaşma da Amerikan Senatosunda onaylanmayarak reddedilmiştir (19 Ocak 1927).

ABD’nin 1927 yılında Ankara’ya büyükelçi göndermesiyle başlayan diplomatik ilişkiler, II..Dünya Savaşı ve 1950’den sonraki dönemlerde gelişerek bağımlılığın giderek artmasına rağmen; ABD’nin ülkemize yönelik tehditlerine karşı İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel gibi devlet adamlarımız, tehdit ve baskılara karşı durarak tarihsel görevlerini yerine getirmişlerdir.

ABD Başkanı Joe Biden bu yılki 24 Nisan konuşmasında “Soykırım”, İstanbul’umuz için de Konstantinopolis ifadesini kullanarak bir yerlere mesajını vermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak, devletimizi yönetenlerden en azından;

Eyyy! Biden Efendi,  İstanbul’umuzun adı, Konstantinopolis değil İstanbul’dur. Ebediyen vatan toprağı ve adı da İSTANBUL olarak kalacaktır. Önce bunu öğren” tepkisinin gösterilmesini gönülden isterdim.

Ama olmadı, olamadı.  Çağdaş devletler arasındaki ilişkilerde kahvenin, çayın hatırı değil, devletlerin çıkarları vardır.

Joe Biden’ların bugün veya yarın ne diyeceğinin hiç önemi yok. Bizim ne diyeceğimizin önemi var.

Şu asla unutulmasın ki; bu kutsal topraklarda işgalci Yunan askerleri 9 Eylül 1922’de İzmir’de,

Amerikan (6. Filo’nun) askerleri de 18 Temmuz 1968’de “YANKE GO HOME” sesleri arasında

İstanbul Dolmabahçe’de denize döküldü.

Demem o ki bu topraklarda MUSTAFA KEMALLER yenilmez…

Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

04.05.2021

Ayhan Öztürk

 

 

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.