ANNE, ANNELİK VE İNSAN OLMA « Balıkesir Son Dakika – Balıkesir24SAAT

15 Haziran 2021 - 05:18

ANNE, ANNELİK VE İNSAN OLMA

ANNE, ANNELİK VE İNSAN OLMA
Son Güncelleme :

12 Mayıs 2019 - 0:43

Futbolun dev ismi Alman Franz Beckenbauer ‘i bizim kuşağın erkekleri çok iyi tanır. Futbolun imparatoruydu. Onunla ilgili yıllar önce okuduğum bir röportajın bir cümlesi aklımda çakılı kaldı.
Bütün bunları nasıl başardınız sorusuna verdiği yanıt; Neyi başardım. Bir kadın olsaydım, çocuk doğursaydım neyi başardığımı bilirdim…
Yanıt böyle bir şeydi…
Anne olmanın gücünü, etkisini ortaya koyuyordu, futbolun dev ismi….
“Bir sohbet esnasında Reşit Galip söz alır: “İbadet Allah ile kul arasında kalben birleşmektir. Bunun bizim anladığımız manada dili olamaz. Daha doğrusu kelimeler ibadet vasıtası olamazlar. Ancak ibadet düşüncelerin Allah’a yöneltilmesidir.”
Bu söz üzerine Atatürk sorar: “İnsan düşüncelerini ne ile ifade eder?” Reşit Galip’in “Şüphesiz kelimelerle efendim, yanıtı üzerine Atatürk bir hamle daha yapar: “O halde, bilmediğiniz bir dilin kelimelerini kullanarak nasıl konuşur, his ve düşüncelerinizi nasıl ifade edersiniz?” Reşit Galip kendinden emin karşılık verir: “Efendim, manalarını öğreniriz.”
Ve Atatürk, bu düşünce satrancında oyunu kazandığı son taşı oynar: “Siz annenize sevginizi anlatmak için ‘ah chere mama’ derseniz, anneniz size ne der? Deli demez mi? Anne, Allah’ın yeryüzündeki timsalidir. Allah, anneyi insan yaratmak için vasıta eder. Ona kendi kudretinden bir değil birçok şey verir. Şu halde insan anasına nasıl anadiliyle hitap ederse, Allah’a da yine anadiliyle hitap eder.” Sunay Akın – Bir Çift Ayakkabı S: 113
Ya Hitler ne demiş…
“8 Eylül 1934 günü Nürnberg’de toplanan NSDAP Kongresinde Hitler şunları söylemişti: “Kadının kurtuluşu/eşitliği/özgürlüğü, Yahudi beyni tarafından icat edilmiş sözcüklerdir. Biz, kadının erkeklerin dünyasına girmesini doğru bulmuyoruz. Bizim doğal ve doğru bulduğumuz, her iki dünyanın birbirinden ayrı kalmasıdır.”
Joseph Goebbels, Nazilerin kadın politikasını tek cümlede özetliyordu: “Kadın için öncelikli, en iyi ve ona en uygun yer ailedir; onun yerine getirmesi gereken harika bir görevi vardır: Halka çocuklar armağan etmek!”
Fakir Baykurt’a ustamızın annesi ne demiş ona bakalım mı?
Oğlunun sınıfını görmek isteyen Elif Baykurt o gün sınıfa girer, oğlunun ders verişini izler.
Beş sınıfı birden okutan Fakir Baykurt anasının ders izlemeye geldiği günü şöyle anlatıyor:

  • “Sınıfta estim, gürledim!”
    Ders bitince dışarıya çıkıyorlar, yazar anasına soruyor:
  • “Anacığım, beğendin mi öğretmenliğimi?”
    Anası:
  • “Eh, işte fena değil!” diyor…
  • “Nasıl fena değil, müfettişler geliyor; iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen de fena değil diyorsun, nasıl olur böyle?”
    Anası:
  • “Yıllarca sordun, durdun. Şimdi söylüyorum, aç kulağını dinle! Ben sana çay döktüğün gün kızsaydım, içindeki aslan küserdi. Dövseydim, o aslan ölürdü! Böyle öğretmen falan olamazdın. İşte, sen de benim yaptığımı yap ve sakin ol. Dayak atıp bu çocukların içlerindeki aslanı sakın öldürme!…”
    ….
    Anne genelde bir çocuğun yetişmesinde sadece ülkemizde değil dünya genelinde çok etkili oluyor. Kocasına karşı çoğu zaman sessiz kalsa da evin düzeni ve çocukları konusunda baskın karakterini her daim ortaya koymaya çalışıyor. Çocuk üzerindeki baskı konusu o kadar önemli ki…
    Bir Grimm hikayesinde inatçı kız şöyle anlatılmıştır. Bir zamanlar inatçı ve annesinin söylediklerini yapmayan bir kız çocuğu varmış. Bu nedenle Tanrı bu kızı hiç sevmemiş ve hastalanmasına izin vermiş. Hiçbir doktor bu kız çocuğunu iyileştirememiş. Kısa sürede ölüm döşeğine düşmüş ve ölmüş. Mezara konmuş ve üzerine toprak atıldığında kolu aniden geri çıkmış. Ne yaptılarsa kolunu toprağın içine sokamamışlar. Sonunda anneyi çağırmışlar. Anne gelmiş. Mezara inmiş ve koluna sopayla vurmuş. Kol yerine inmiş ve toprak ile kapanmış, çocuk huzur bulmuş mezar da…
    ……
    Annem yaşarken evin kapısını her seferinde açtıktan sonra anne ben geldim dedikten sonra ilk işim buzdolabının kapağını açıp benim için yapılmış muhallebiyi yemek öyle güzeldi ki… Bir gün sormuştum… Anne bir gün de olmadı diyeceğim de bu muhallebi hep var nasıl oluyor… Nasıl hissediyorsun geleceği mi dediğim de geleceğini biliyorum ya hep yapıyorum, demişti…
    ….
    İkizler daha bir yaşını doldurmamış, onların ilgisini çekecek oyuncaklar alıp eve geliyorum. Yüzüne bakan yok.. Üstüne bir de Şayan’dan fırça yiyordum. Bilmediğin şeylere el atma der gibi bana bakıyordu… Oyuncağın nesini bileceğim dediğimde Şayan hiç teklemeden o kadar önemli ki o oyuncak… Sen yaşayamadığın o anı yaşamak için alıyorsun da çocuklara aldım diyorsun… Hiç unutmam Şayan onlara elinde tuttuğunda ve hafif salladığında gözlerinin mercekleri hareket halinde olan basit bir oyuncak almıştı. Ve o oyuncak ellerinden hiç düşmemişti. Ben hangi oyuncağı aldıysam o oyuncağı yenememiştim…
    Sevgili anneler yada anne adayları inanın annelik bebeğinize aldığınız o oyuncak seçiminde başlıyor. Çocuğunuz o oyuncak ile sevgiyi ve yaşamı öğreniyor. Sevgi duyusu gelişiyor. Tencere verdiğinizde yemek yapar gibi davranmaya çalışıyor. Oyuncak tabanca verdiğinizde insan öldürmeyi hayal ediyor. Kitap verdiğinizde okumayı hayal ediyor. Ve sizinle oynamak istediğinde lütfen geri çevirmeyin. Geri çevirmediğiniz sürece o güveni ona verirken güven duygusunu geliştirirken beraberinde sevgi duygusunu da geliştiriyorsunuz…
    Güzel bir dünyayı oluşturabilmek annelerin elinde…
    Anne olmak konusu bir doğurma olayı değildir. Çocuk doğuran her kadın annelik kavramı açışından bakıldığında gerçekten “anne” bilincine sahip olma noktasında değilse o çocuğun hayatını zehir edebilir. Anne olmanın birinci ayağı, verdiklerinin karşılığını beklememektir. İkinci ayağı ise onu yaşama doğru hazırlayabilmektir. Üçüncü ayağı ise zamanı geldiğinde yaşamının merkezinden çekilmeyi bilmektir..
    Doğduğu andan itibaren koruyuculuk temelinde yapılmaya çalışılan annelik çok yanlıştır…
    Özgür annenin çocukları, özgür doğar ve özgür yaşarlar…
    Bunu başarmak zorundayız…
    Başarırsak, başarabilirsek inanıyorum ki ülkemize o gün huzur ve barış gelecektir…
    “Oğlunu Birinci Dünya Savaşı’nda yitirmiş olan Fransız anne, bir Alman gencine şöyle der: “Ben, kendimi savaşlarda oğullarını yitirmiş olan Alman annelerini, savaşta hiçbir şeylerini yitirmemiş Fransız annelerinden çok daha yakın hissediyorum…”
    Bütün annelerin bu güzel günlerini içtenlikle kutluyorum. Sevgi ve saygıyla ellerinden öpüyorum…
    Sevgi ve saygılarımla… Vecdi YILMAZ

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.